Akışta Yaşam Nasıl Doğdu - 8

 

Sipil Dağının Çağrısı

Yıllar önce eşimle beraber İzmir çevresinde bir çok köye ziyaret etmek gibi bir hobimiz vardı. Egenin yeşilliği, dağları ve köylerinin sıcak kanlı insanları bu yolculukları keyifli maceralara dönüştürürdü. Hafta sonları günü birlik gittiğimiz her yerde taze havasını içimize çekerken, doğal ürünlerin satıldığı köy pazarlarında keşfedilecek çok şey bulurduk. Özellikle her köyün merkezinde olan kahvehaneleri, bizim yerel lezzetleri tadabildiğimiz en güzel mekanlarıydı.

Bu gezilerden birinde Sipil Beşpınar köyüne de ziyaret etmiştik. Bu esnada bölgenin bin metrenin üstünde irtifasından da kaynaklanan berrak bir hava ve canlı rengarenk doğası bana bambaşka görünmüştü. O manzaralar içinde gözümün önünde güneş ışıltısıyla aydınlanmış olan mistik bir vadiyi hep hatırlardım.

Amerika seyahatinden döndüğümde, açıklayamadığım farklı haller yaşamaya başladım. Normalde şikayet edebileceğim bir şey yoktu. İşler yolundaydı, ailem ve çalışma arkadaşlarımla huzurlu bir ortamım vardı. 

Ancak San Fransisco'da yaşadığım Qigong inisiyasyonunu hazmetmem zaman ve yalnızlık istiyordu. İçime dönme halimi ifade edemiyordum. Ara ara göğsümde bir baskı, sıkıntı hissediyordum. İş yerimin yakınındaki bir köye gidip oradaki asırlık çınar ağaçlarının altında bir parça rahatlayabiliyordum.

Seyahatimden bir kaç ay sonra, bir yaz ayında, ofisimin klimalı ferah ortamında otururken, bir anda yine bir göğüs sıkıntısı geldi. Bu sefer zihnimde Sipil Dağındaki köy görüntüsü belirdi. İçgüdüsel olarak zaman geçirmeden aracıma atlayıp 40 km uzaklıktaki köye gittim. Köylülerin şaşkın bakışları altında selam verip, elimdeki bilgisayar ile bir masaya yerleştim. Bu sefer sıkıntım tamamen yok oldu. 

Orası bir göçmen köyüydü ve tanışmak adettendi. Köyün yaşlıları kahvehanenin bahçesindeki ağaçların gölgesinde dinlenirken sohbet başlattılar. Kısa zamanda mesleğimi ve hakkımda önem verdikleri bilgileri öğrendiler. Onların bazılarının çocukları da okumuş ve şehre yerleşmişlerdi. Güler yüzlü, dostane ama sorgulayıcı, bölgelerini koruyucu sağlam duruşları ile o toprağın sahipleriydiler. Şehirde nerede oturursan otur, böyle sorgulanmazsın, kimse kimseye karışmaz pek ilgilenmez. Bu koruyucu ilgiyle yeni tanışıyordum.

Ben bariz bir şehir insanı olarak büyüdüm. 45 yaşıma kadar da toprak sahipliği nedir bilmiş değildim. Sezgilerim çok şey anlatıyordu, şeffaftım ve bu yeni dünyanın geleneklerine saygılıydım. Bir süre sonra beni o köyde "yazılımcı" olarak tanıyacaklardı ve her gördüğüm köylü tarafından selamlanacaktım.

İlk ziyaretimden günler sonra tekrar aynı durumu yaşadım. Ofisimde otururken yine aynı sıkıntı ve aynı imaj. Tekrar Sipil'e tırmanış köye ziyaret, yine köylülerin şaşkın bakışları altında, kahvehanede çay eşliğinde kodlama yaptım. Ve yine rahatladım. Artık beni kabullenmiş görünseler de bu sık ziyaretlerin sebebini merak ettiklerine eminim. İşin ilginci ben de merak ediyordum. Ne işim vardı burada?

Sezgilerim yaşadıklarımın tesadüf olmadığını söylüyordu ve buralara davet edildiğimi yoğun bir şekilde hissettim. Ofise döndüğümde bu bölge için bir satılık arazi araması yaptım. Aynı Reiki eğitmenimi bulduğum gibi arama motorundaki ilk seçeneği denedim ve dakikalar içinde bulduğum arsayı satan emlakçı ile görüşüyordum. Yerin o civarda imarlı bir arazi olduğunu, fiyatının da makul sayılabileceğini öğrendim. İçime bir şüphe düştü, acaba kendi kendime bir hayalin peşinde mi koşuyordum? Her şey çok kolay görünüyordu. İş yaşamımdan edindiğim tecrübelerim, biraz yavaş ilerlememi söyledi ve şöyle bir karar aldım. 15 gün bekleyecektim. Eğer o yer benim nasibimse satılmazdı ve ben de işlemleri başlatırdım. Bu süreyi sabırsızlıkla bekledim. Satılmadığını öğrendiğimde, nefsi bir istek olmadığına, o yeri görüp almam gerektiğine karar verdim.

Emlakçı bana arsayı gösterdiğinde biraz hayal kırıklığına uğradım. Vadinin dibinde çok eğimli bir araziydi. Yeşillik içindeydi ama ferah sayılmazdı. Diğer yandan iç ses sürekli o yeri almam gerektiğini söylüyordu. Artık "buraya çadır da kursam böyle bir yerim olsun" dedim en sonunda. Hep köy kahvesine gidecek halim yoktu. İşlemler yapıldı, yeri aldım. Ardından numarataj işlemleri için gps ölçüm ekibini çağırdık. Ekip aracı baktığımız arsaya değil başka bir bölgeye gitti doğruca. Aldığım arsa, bana emlakçının gösterdiği yer değildi. Oradan 50 metre kadar daha yüksekte ferah manzaralı bir arsaydı!

Satan emlakçı da ben de şaşkınlık içinde bakıyorduk. Emlakçı bu arsayı satmak için can atmıştı mutlaka, çünkü kime gösterdiyse, basık ve çok eğimli olması nedeni ile satamamıştı. Bu "deli" şehir çocuğuna satmış olmaktan -o ana kadar- pek memnundu. Şimdi ise ağzı bir karış açık körfez manzaralı bu yerin ucuza gittiğini, bu işin nasıl olabildiğini hesaplıyordu... *Haritayı ters tutmuştu*

Ailem ile şehirde yaşamakla birlikte güvenle vakit geçirebileceğim bir ev yapmam gerektiğine o anda karar verdim. Daha sonraki yıllarda bölge insanını, inşaat sektörünü ve temel bahçıvanlık işlerini öğrenerek geçirdim. İnşaatı bittikten sonra mütevazi küçük kulübemde ailem ile olduğu kadar yalnız da zaman geçiriyordum. Bahçeye 20 kadar fidan diktim, biraz sebze işleriyle ilgilendim. Toprağın dilini öğrendim. Hala da öğreniyorum. 

Buna "hayatta kalmayı öğrenmek" diyebiliriz. Elektrik ve suyun olmadığı bir yerde ekolojik imkanlar ve temel teknolojileri kullanmak durumundaydım. Yıllarca bir çok iş yapıp, tekrar denemelerden sonra nasılları öğrenmiştim.

Sipil Dağı dünyadaki tek manyetik dağ olma özelliğini taşır. Manisa, adını buranın doğal manyetik madenlerinden Magnesia dan almıştır. Bu özel yere davet edildiğim için teşekkür ederim. Bu yere gelme cesareti gösterdiğim için kendimi hep şanslı ve kutsanmış hissettim.

Plan yapmadığım halde, Sipil'e ziyaretlerim, tam dolunay ve tutulma zamanlarına denk gelmesi hep dikkatimi çekti. Özel geçişlerde oranın yüksek enerjisi ile desteklendim, arındım. Önemli olaylar ve kararlar öncesi Sipil'e çıkarım, orada beynimi yeniden başlatır, sessizlik içindeki manayı keşfederim. Tecrübelerime göre zihnin dinginleşmesi için 24 saat yeterlidir. 2 -3 gün geçirdiğinizde ise kan değişimi olur ve fizyolojik olarak da güçlenirsiniz. Oraya ilk gittiğinizde dinlenmekte fayda var, daha seyrek bir hava olması nedeni ile toprak çapalama gibi bir iş yaparsanız, çabucak nefes nefese kalabilir, başınız dönebilir.

Son beş yılda o kadar öğretici olaylar yaşadım ki bu yer sayesinde. Akışta olmayı burada uygulamalı olarak öğreniyorum. Bu bölgede bir yoga merkezi olmasını ara ara hayal eder dururum. Yaratıcının planları daha ne mucizelere gebedir? Göreceğiz. :)

(devam edecek)



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Akışta Yaşam Nasıl Doğdu - 4

Akışta Yaşam Nasıl Doğdu - 7